Orhan Veli şiirleri herkesin yaşamına dokunmuştur elbet. Ancak bugünlerde daha fazla böyle ansızın bir Orhan Veli girdi herkesin hayatlarına. Sağda solda Orhan Veli mısraları görmek, bir de baharla bütünleşince harikulade bir duygu. Özellikle de sanıyorum ki Nisan çocuğuysanız daha da artıyor bu duygular. Zira kendisi de bir Nisan çocuğu.




 

Orhan Veli demek Garip demek. Tabii ki Oktay Rifat ve Melih Cevdet‘e de saygımız büyük. ancak bende daha çok Orhan Veli sevdası var, yalan söyleyemem. Canlarım şimdi bu üçü bir kitap çıkarıyorlar, ismi Garip. Biliyorsunuz o zamanlar divan edebiyatı hakim edebiyata. Kafiyeler, aruz ölçüleri (aruz ölçüsü müydü o?), hece veznleri (vardı böyle bir şey, yok muydu?) falan havada uçuşuyorlar, öyle böyle değil. Bu üçü de çıkıp diyorlar ki, boşver bunları, bunlar hep fasa fiso ve ölçüsüz, kalıpsız, nakaratsız makaratsız kendi şiirlerini yazıyorlar, yayınlıyorlar.

 

Sonra tabi ortalık karmakarışık, yok efendim öyle şiir mi olurmuş, yok bunlar birtakım zırtapozlardır, bunlara itibar etmeyinizler, onlar bunlar, edebiyat çevreleri ve muhafazakar (1940 muhafazakarı) bunların üstlerine çöküyor. Tabii ki yılar mı üç kafadar? Yılmıyorlar ve ogünlerden bugünlere gelecek, şahane şiirleri kaleme alıyorlar.

 

Onların yarattığı bu yenilik, edebiyatta 1. Yeni veya Garip Akımı ismiyle anılageliyor. Bişeylerin yenilenebileceğini gören birtakım daha şair ve de yazar birkaç onyıl sonra 2. Yeni ile çıkıyorlar bu sefer tarih sahnesine. Hepsine ekstra bayılmasam da onlardan da sevdiklerimiz, saydıklarımız var. Ama bence viva la Orhan Veli <3   Orhan Veli'ye geri dönelim. Öyle bir şair ki, öyle bir kişi ki, hayatın her alanında, her şeyden bahsedip 2-3 mısraya dünyaları sığdırabilme yetisine sahip. Gerek şiirlerini bütün olarak, gerek mısra mısra ele alıp çok derin analizler yapmak, oturup ağlamak, efkarlanıp rakılanmak mümkün. Zaten bu sebepler herkes ama herkes en az birkaç Orhan Veli mısrası biliyor.   İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı

Rakı şişesinde balık olsam

Beni bu güzel havalar mahvetti

Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umrunda mı dünya?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce

Bedava yaşıyoruz, bedava

Cep delik cepken delik

Gün olur alı başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda

İçkiye benzer bir şey var bu havalarda

gibi, onlarca şarkıya konu olmuş, dilden dile dolanmış mısralarda da yaşatıyoruz gündelik hayatımızda.

Biraz içerilere girince, şiirleriyle haşır neşir olunca, her konudan şiir bulabilecekmişsiniz gibi geliyor. Benzetmeleri, ifadeleriyle daha da hayran kalıyorsunuz. Aklıma gelen ilk örneklerinden birisi Kuyruklu Şiir.

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.

Yani daha ne desin, nasıl anlatsın? Okuyup da ee kedilerden bahsediyor işte, ne var bunda? deyen olmaz, o mesaj herkese gitmiştir beybisi.

 


veya Freud’u kıskandıracak biçimde çocuksu bencilliği paket yapıp alın aha budur dediği Ağacım şiiri.

Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.

veya Pencere

Pencere, en iyisi pencere;
Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
Dört duvarı göreceğine

veya Rüya…

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.

 

veya Dağ Başı

Dağ başındasın

Derdin günün hasretlik

Akşam olmuş, güneş batmış

İçmeyip de ne halt edeceksin

veya Sevdaya mı tutuldum?

veya Dedikodu

veya daha nice şiirleri. Geçenlerde bir yerde görmüştüm, unuttuğum için kaynak veremeyeceğim. Her eve bir Orhan Veli, Bütün Şiirleri kitabı lazım demişti. Siz sevmezseniz bile seven birisi mutlaka çıkar. Mutlaka alın o kitabı.

 

Arif Susam, Bulutsuzluk Özlemi, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli, Sertab Erener, Flört, Haluk Levent, Cem Karaca, Ahmet Kaya ve sair sanatçı nasıl bir ortak paydada buluşabilir? Tabii ki onda. Hepsinin şarkılarında doğrudan ya da dolaylı bir Orhan Veli izi var. Dünyadan göçtükten yıllar sonra bile sanatta iz bırakmaya devam ediyor.

 


İlginç adamdı bir yandan da, eski karısına mektuplar yazmış, aşklarını şiirlerine serpiştirmiş, maceralarını anlatmış, Melih’le (Melih Cevdet Anday) aynı kızı sevdiğini gayet rahat mektuba ve şiire dökmüş, Süleyman Efendi’nin ayağındaki nasırdan, Hitler’e kadar pek çok kişiyi şiirlerine konuk etmiş, sevgilisinin ismini bulma görevini, kendisinden onlarca yıl sonra yaşayacak olan edebiyat tarihçisine vermiştir

Bir de sevgilim vardır pek muteber

İsmini söyleyemem, edebiyat tarihçisi bulsun

mısralarıyla. Adam eserlerinin kalıcı olacağından, üzerine konuşulacağından o kadar emin ki, zamanın birinde edebiyat tarihçilerinin bu mısralarda bahsedilen sevgilinin kim olduğunu araştıracaklarını biliyor. Evet araştırmışlar / araştırıyorlar.

 

Bütün bunların, tüm kitapların, çevirilerin, şiirlerin, mektupların, aşkların, hikayelerin, Orhan Veli olmanın, 36 yıllık bir yaşama sığdırılmış olması, o 36 yıllık yaşamın da bir belediye çukuruna düşme sonucu geçirilen iç kanamadan dolayı sona ermesi… Garip değil mi? Normal olması tuhaf olurdu.

 

Bu dünyadan bir şair geçti. Garip adamdı Orhan Veli. Veli’nin oğlu. Tarifsiz kederler içinde.