Beni bu güzel havalar mahvetse  de evkaftaki memuriyetimden istifa etsem mi diye düşünüyorum bu aralar.

Muhtemelen etmem de, düşünceler geliyorlar işte.

 

Yemek yapmayı, yemek yapmaya başladığımdan beri seviyorum. Üniversite bittikten sonra aşçılık da mı okusam diye düşünmüştüm, Mengen Aşçılık Yüksekokulu’na mail attım ama geri dönmediler, ben de öğretmenlikle yoluma devam ettim.

O maile olumlu cevap gelseydi ilk Michelin yıldızımı almış olmayacaktım belki de ama mutfak kariyerimde zeminden yükselmeye başlayacaktım en azından. Şimdi en büyük acabalarım bu konuyla ilişkili.

Öğretmenliği seviyorum ama gastronomi de okumak istiyorum, sonra da belki yazılım işine profesyonel olarak eğilirim, tabi bunu yaparken bir yandan da gezi yemek seyahat ve yaşam blogumu da sürdürürüm.

Evet tabi günler 52 saat, ortalama ömür de 192 yıl olduğu zaman.

Büyük sıkıntı da burada başlıyor işte. Birkaç yıl önce gene benzer bir anda baktığım Açıköğretim internet sitesinde Bir diploma size yeter mi? gibi bir iade vardı. Haklı. Bir diploma kime yeter? Kim ömrünü tek bir şey, sadece tek bir şey yaparak geçirmek ister? Potansiyeline yazık.

Mesele yapılan işten memnun olmamak değil. Mesleğimi seviyorum. Mesele, kişinin kendinde gördüğü potansiyeli tam olarak kullanmadığını düşüncesi. Buradaki kişi benim.

Böyle durumlarda yapılacak iki şey var. Birincisi konfor alanına sığınarak ömrünün geri kalanına aynı acaba yapsaydım ne olurdularla devam etmek, ikincisi de cozutuk kaplumbağalar gibi başını kabuğundan çıkarıp dellenip maceralara atılmak.potansiyel motansiyel hikayeyse ve esas sıkıntı maymun iştahlılıksa? Olsun en azından öğrenmiş olurum diyorum şimdi de, dönülmez karadeliğin olay ufkuna girince ne derim bilmem.

Öte yandan, mesleğimin başlarında bu düşüncelerle boğuşmaya başlamışsam gelecek yıllarda da bunun ardının kesilmeyeceğini tahmin etmek zor değil. I know me. Gün gelecek şimdi yaptığım yatırımın fazlasını yapmış bir halde bırakıp gideceğim sanırım ama neydi o sendromun adı? Ondan var işte. Teoman’ın da dediği gibi, “Bitene kadar bitmez hayat, bitti mi de biter ama.” Çok alakası yok ama ince bir bağ var, ordan yürüyün.

 

Velhasıl kelam, bazen tek ihtiyacın olan bir anlık deli cesaretidir derler ya, o lazım işte günün birinde. Dediydi dersiniz. Pişman oladabilirim ama bisikletin düşmemesi için ilerlemesi gerektiğini, kaplumbağaların ilerlemek için başlarını kabuklarından çıkarmaları gerektiğini, 1000000 adımlık yolların bile ilk adımla başladığını söyleyen kişisel gelişimci sözleri yoğuruyor kafamı. Öyle işte…

 

Neyse, bu bahar iç döküşünde bana eşlik ettiğiniz için teşekkür eder, sizlere güzel havalarda güzel haberlerle güzel baharlar dilerim. O cesareti bulursanız kaçırmayın. Ben öyle yapacağımdan eminim ama yüklenmesi uzun sürüyor.

 

 

Sevgiyle kalın.