Bugün, yani 16 Nisan, sinema denildiği zaman apayrı bir yere konulan Charlie Chaplin’in doğum günü. Sessiz sinema döneminde oynadığı onlarca film ile yepyeni bir akım başlatan, yaşadığı döneme damgasını vuran bu büyük deha, 1889 yılının 16 Nisan gününde bir bebek olarak dünya yolculuğuna başlamış. Ondan 4 gün sonra, yani 20 Nisan 1889 tarihinde yine bir bebek olarak dünya yolculuğuna başlayan bir başka tarihi önemli şahsiyet daha var.

Kim olduğunu tahmin ettiniz mi?

Sessiz sinema, hızlı geçen kareler, siyah beyaz kasvetli görüntüler ve olanca eskiliğiyle Charlie Chaplin’i, filmlerinden birini izlemeden önce yarattığı izlenimle sıkıcı, bayık ve demode olduğunu düşünüyordum. Günün birinde The Great Dictator‘u izlediğimde bu düşüncelerimden utandım pek tabii ki.

Açıkçası başka filmini de izlemedim ama tek başına The Great Dictator, tek başına o final konuşması bile yeterli kendisine saygı duymamız için. Ama hayır öyle bir filmi her ne kadar çeşitli ortamlarda yapılmış en iyi konuşma gibisinden nitelemeler de alsa, tek bir konuşmaya indirgemeyeceğim. Film çok daha fazlası, Chaplin’in dehasının uçuştuğunu hemen hemen her sahnede farkediyorsunuz. Müzikler, siyasi göndermeler, dekor, kurgu ve her şeyiyle herkesin izlemesi gereken bir film.



Film 1930ların sonlarında çekilmeye başlanmış ve 1940’ta yayınlanmış. 2. Dünya savaşının öncesi ve başlarında böyle bir filmi yapabilmek için hem öngörü hem analiz edebilmek hem de cesaret gerekir.

Hatta rivayet olur ki, çeşitli ülkeler tarafından aman Hitler bey ile başımız belaya girmesin denilerek yasaklanan bu filmin bir kopyasını da bizzat Hitler Bey getirtmiş ve izlemiş.

Charlie Chaplin konu hakkında; Film hakkında ne düşündüğünü (Hitler’in) öğrenmek için her şeyimi verirdim diyecektir. Bence Hitler kesin beğenmiştir bu filmi. Ancak bilemiyoruz çünkü zatalileri izlemişler ve sonrasında kimseye birşey söylememişler.

Filme dışarıdan bakınca bunları görüyoruz, içerisinde ise çerçeveletip duvara asmalık onlarca sahne ve Chaplin’in hiciv üstatlığının müstesna örnekleri var. Kemer sıkma konusu konuşulurken kemerini sıkmaya çalışan üst düzey asker/bürokratın kemerinin açılması, Mussolini ve Hitler’in yükseklik yarışları, dünya balonunun Hitler’in elinde patlaması, Hynkel’in konuştuğu fake German Speech ve abartılı hal-tavırları bunlardan bazıları. Filmdeki siyasi aktörler arasında ne yaptığını bilen, yaptığının farkında olan tek kişinin gerçek Hitler’in propogandacıbaşısı olan Goebbles olduğunu söyleyebiliriz. Chaplin bize birşeyler mi anlatmaya çalışıyor?



Film ve Hitler ve Chaplin hakkındaki bana çok ilginç gelen bir başka nokta da şu; Charlie Chaplin’in doğum günü 16 Nisan 1889, Hitler’in doğum günü 20 Nisan 1889. Görünüşleri birbirine benzeyen, hatta birbirlerinini bıyıklarını kullanan bu iki önemli şahsiyetin 4 gün arayla doğup, tarih sahnesinde kendilerine bayağı bayağı farklı çizgiler çizmeleri ironik değil midir? Zaten Chaplin’in, Hitler’in yaptıklarına olan ilgisinin sebebinin bu benzerlikler olduğu söylenegelir.

Sonuç olacak denebilir ki, tarih ikisini de yazdı. Birisini Charlie Chaplin olarak zihinlere ve sanat tarihine, birisini manyak ve kompleksli bir diktatör olarak kıyımların altına.

Chaplin Hitler

Adettendir, buraya da The Final Speech’i koyayım.

İyi ki doğdun Chaplin abi.