Gragadzu

Ay ışığının her yeri maviye boyadığı bir gecede, Mesarya’daki ovaların birinde toprakta bir hareketlenme vardı.

Yazın kuraklığından çatlayan toprağın altında, o zamana kadar huzurlu uykusundan uyanacağı günü bekleyen, nereden değil de nasıl geldiği bilinmeyen Gragadzu bitki köklerini ve eline gelen böcekleri, solucanları ve ağzının sığıp dişinin kesebileceği her şeyi yemekle meşguldü.

Derler ki Gragadzu dünyanın taşından bir yumurtada geldiğinden olsa gerek, taşı ve toprağı değil ancak eline  başka ne geçirirse hele ki ağzına atabilirse bir lokmada yer yutar.

Yedi de yedi Gragadzu, taş ve topraktan başka bir şey bırakmayana kadar, eline ne geçirip ağzına ne atabildiyse. Yedikçe büyüdü büyüdükçe acıktı, toprağı çatlattı ve mantar gibi çıktı topraktan. her adımda her lokmada büyüyen ayaklarıyla bastı ezdi geçti önüne gelenleri.

 

— Holisyeto! dedi harnup ağacı.

Bu, ağaçların ve eski toprağın dilinde Merhaba demektir.

— Toprağın altından geldin ama bizden değilsin. Biz ki köklerimiz toprağa ulaşır sarar ve sarmalar, dünden aldığını yarına taşır ve daimdir. Kurusak da köklerimiz toprağa karışır. Sen kimsin?

— Holisyeto! Gragadzu. Topraktan oldum ama başka topraktan. Siz gelmeden buralardaydım sonra uyudum ay mavi oldu ve toprak çatladı ve uyudum ve siz geldiğinizde sizi gördüm ve uyudum zaman gelmedi ve ay gene mavi oldu ve toprak çatladı bu zamandı uyandım. Çok ağaç ömrü yorgunuyum çok ağaç ömrü boyu dinen açlığım birlikte uyandı.

Derken ağacın dalını ısırmaya başladı, ağacın dalını her ısırdığında etraftaki diğer ağaçlardan durmasını isteyen sesler geliyordu bunu sadece o duyabiliyordu ve diğer ağaçlar. İnsanların ve diğer hayvanların algılayabileceğinden daha kadim bir esrar taşıyan bu dilde konuşulanları da yalnızca kadim zamanların izlerini taşıyanlar anlayabilirdi. Ağaçlar ve Gragadzu bunlardan bazılarıydı. Gragadzu ne kadar durmak istese de içindeki açlık ona engel oluyor, bir dalı bitirip hızlıca diğerine geçerek ağaçları birer birer, köklerine varana kadar yeyip bitiriyordu.

Hareketleri çok uzun zaman aldığından diğer ağaçların yapabileceği tek şey, insanların çoktan unuttuğu ancak diğer hayvanların anlayabileceği dilde yardım çağırmaktı.

Fareler, sıçanlar, tilkiler ve sesi duyan birkaç köpek yardıma gelse de, Gragadzu’nun kalın ve kuru derisine zarar vermek ve cüssesiyle başaçıkabilmek için hiçbir şansları yoktu. Gregadzu onları yakalayıp yakalayıp ağzına atarken çok az zorluk çekti.

Kargalar uçarak yakındaki insan köylerine haber verdiler. Dillerini konuşamasalar da gece etrafta uçuşup gaklayan bir karga sürüsünün hayra alamet olmadığını insanlar bile bilirler.

Ne olduğunu anlamaya çalışan köylüler, kargaların geldiği yöne baktıklarında, uzaktan mavi ay ışığında belli belirsiz hareket eden bir siluet gördüler. Normalde orada bir şey olmamalı, bu büyüklükte ve hareket eden bir şey hiç olmamalıydı.

Yakın köylerden birisi, gençlerinden birisini daha yakından bakması için göndermeye karar verdi. Genç yaklaşabildiği kadar yaklaşacak ve dönüp gördüklerini anlatacaktı.

Orion, içindeki korkuya ve heyecana eşit oranda merak da duyuyordu. Her gencin sahip olduğu kendini ispatlama arzusunun yanında, iyi bir avcı olduğu da bölge tarafından bilinen bir gerçekti. Bu yüzden gidip neler olduğuna yakından bakmak için uygun bir gönüllüydü.

Yaklaştıkça adeta büyüyen hareketli bir gölgenin detaylarını seçebilmeye başladı. Eskiden her yanında ağaçlar olan ova artık dümdüz çorak bir arazi gibi görünüyordu. Toprak yeni sürülmüş bir tarla gibi nadastı. Yaratığın çok büyük olduğunu gördü, çok ama çok büyük. Ne yapabileceğini bilmiyordu ancak merağı onu biraz daha yaklaşmaya itti.

Biraz daha yaklaştığı zaman bunun bir zamanlar dinlediği dev masallarındaki devlerden birisi olduğunu düşündü. Devlerle savaşmanın farklı yöntemleri vardı ve her ne kadar iyi bir avcı da olsa daha önce hiç dev avlamamıştı.

Köye geri dönüp gördüklerini şifacıya anlattı. Anlattıklarının ardından şifacının gözünde umut ışığı görmek onu ve tüm köyü umutsuzluktan kurtardı. Şifacı gözden kaybolup birkaç dakika sonra geri geldi.

— Bu dev değil. Dedi. Devler her şeyi yiyemezler ve ağaçlardan korkarlar. Bu başka bir şey. Başka bir zamandan başka bir diyardan gelen bir taş yumurtadan çıktı.

Elindekini gösterdi.

— Bu tablet toprağın dilinde yazılmış. Gragadzu’yu anlatıyor. Belki onun kadar eski, belki de sonradan yazıldı ama bu o. Tablete göre o, uzun zamanlar süren uykusundan uyanıp etrafta ne bulursa yeyip tekrar uyuyor. Ancak o zamanlar etrafta bu kadar şey yoktu. Bu yüzden biraz daha erken uyutmamız gerekecek.

— Nasıl olacak? dedi yaşlılardan birisi.

— Gragadzu toprağın çocuğu. dedi Şifacı. Onu taş ve toprak durdurabilir. Onu bunca zaman uyutan da bunlardı. Uyandığı yerden alınan bir avuç toprak ve bir avuç taş onu tekrar uyutacak.

— Ben yaparım. dedi Orion.

Yaratığı, ilk gördüğü yere gittiğinde toprağın derinlerine uzanan kuyuyu bulması zor olmadı. Kuyunun dibine inerek bir avuç toprak ve avuç büyüklüğünde bir taş aldı. Hava aydınlanmaya başladığı için Gragadzu’yu daha rahat bulabileceğini düşündü. Tabi karanlık olsaydı da Gragadzu’yu bulmak zor bir şey değildi. Çoktan on zeytin ağacı boyuna ulaşmıştı bile.

Ses çıkarıp dikkatini çekmeyi başardı. Gragadzu hızla üzerine gelirken bir an önünden koşarak geçen tavşan ve onu kovalayan köpeklere baktı. Çantasından çıkardığı keselerin birisinin içindeki toprak ve taşı hızla Gragadzu’nun azğına attığında yaratığın sersemlediğini ve duraksadığını farketti. Yaratık son bir hareketle Orion’un elini tutmaya çalıştı ancak başarılı olamadı ve oracıkta yere serildi.

Orion ve diğer köylüler Gragadzu’nun üzerini toparkla örtmeye başladılarsa da bitirmeleri birkaç ay sürdü. Artık uzun bir zaman ay ışığı alamayacak ve uyanıp kimseyi yiyemeyecekti. Bölgenin yeni bir tepesi, Orion’un da artan şöhreti vardı.

Şifacılar değiştiğinde yeni gelen şifacı bir sonraki şifacıya anlatmak üzere yeni bir bilgi aldı. Tableti okumayı bitirdiğinde yüzünde bir tebessüm daha vardı.

Orion, Gragadzu’nun uykusunu gözetlemeye adadığı ömrün sonuna yaklaştığında bu göreve devam etmeyi diledi ve tanrılar onu duydular.

Gragadzu olayı nesilden nesile aktarılarak zamanla unutuldu.

Şimdi bile bölge halkı “Gargaduzu” tepesinin adının nereden geldiğini bilmez.

Ve neden her kış Orion takımyıldızının Gargaduzu üzerinden doğduğunu da.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir