Merhaba arkadaşlar bloguma hoşgeldiniz. Bugün size fi incelemeyi anlatacağım.

 

fi, başta bilindik alışılageldik Türk dizileridnen ayrı olduğu izlenimini veriyordu ve aylardır herkesten fi fi fi fi fi diye nidalar yükseliyordu. Emine ile birlikte merak edip izledik. Başlarda güzeldi, bir noktaya kadar.

İlk “Sanırım bizi açmayacak…” Emine’den geldi. Ama o sahneyi keyifle seyreden bir ben vardır.

Mehmet Günsur (Günsür? Gunsür? yok değildir.) ile dansçı hanımın önsevişmeleri ve dansçı hanımın çıkmaz bilmez sütyeni dizinin bir Türk dizisi olduğunu, ne kadar bağımsız falan da olsa postmodern Türkan Şoray kurallarının işlediğini haykırıyordu adeta. Hayır, burada göreceğim bir çift memede değilim, olay meme meselesi de değil. Bir sahnede silah görülüyorsa olacakları biliyorsunuzdur. Anlatmayacağım, bilmeyenler anlamasınlar nıhaha (Narsist dokunuşum). Ki zaten sevişme sahnesinde çıkmayan sütyen dizinin sonraki sahnelerinde de kendine yer buluyor. Senaristten bunun fantezinin bir parçası olup olmadığına yönelik açıklama bekliyorum.

 

Dizinin beni rahatsız etmeye başladığı kısım ve dayanamayıp durdurup isyanımı ilk kustuğum kısım, Can beyin simsiyah pijamalarıyla simsiyah yataktan kalkıp simsiyah odasında dolandığı kısmıydı. TAMAM, SİYAH SEVİYOR!!!111!! ANLADIK, GÖZÜMÜZE SOKMAYIN!!!1!!1111!. Buna benzer son isyanı “What happened to Monday?”‘de kızlardan birii boks yaparken birisinin dans ettiği birisinin piyano mu ne çaldığı birisinin başka bişeyler yaptığı sahnede yaşamıştım. Sokmayın oğlum/kızım gözümüze, sokmayın, görüyoruz!

 

Dizide (en azından ilk bölümde) bolca göndermeleri de yakaladım tabi şahsen. Burada kendimi yüksekte görmekten değil bu söyleyeceklerim, ancak diziyi izleyen pek çok kişi “Geç kaldım dedi Beyaz Tavşan” göndermesinin veya Can beyciğimizin gözlükleri ve purosunun veyahut da terapistinin kucağında cenin pozisyonunda kıvrılışının ve bunlar gibi muhtelif göndermelerin manalarını kavrayamayacaktır. Bu, bireysel geri kalmışlıkla değil, toplumsal ilgi alanlarıyla alakalı bir mevzudur.

Dizinin (en azından ilk bölümde) görüntü ve sanat yönetmenlerinin işlerini ve özellikle bardak kırılma sahnesinde ses ekibinin işlerini çok beğendim, gerçekten çok beğendim. Bu kadar reklam edilmesine rağmen yavan, uzun bakışmalı banal senaryolu, tam oturmamış karakterler arası boşluklu, aşırı abartılmış bir başkarakterli bu yapımın içinde aklımda güzelliklerle kalan noktalar bunlar olacaktır diye tahmin ediyorum.

Netice itibariyle; Cesur sahneleri, nispeten farklı başlayan hikayesi, İnternet diziciliği açısından önemli bir başlangıç (bu boyutta) olması, görüntü-sanat-ses ekiplerinin hatırları adına niyoseris puanını 6’dan 6.5 olarak tayin ediyorum.

 

3-4 bölüm sonra klişe aşk çokgenli Türk dizisi iskeletine bürünür bu muhtemelen.

 

Damadı öpebilirsin.