Fi biterken, Fi giderken…

Hiç kuşku yok ki Fi, Türkiye internet diziciliği için önemli bir dönüm noktasıydı. Bunun yanında bir bestseller uyarlaması olması sebebiyle pek çok kişiyi kitap okumaya başlatma gibi de bir gizli başarısı olduğunu tahmin ediyorum.

Duru’suyla, Can’ıyla, Deniz’iyle, Göksel’iyle (Bu adama hakettiği değer verilmedi. net), Ada’sıyla, Özge’siyle, Sadık Murat Kolhan’ıyla, Bilge’siyle, Eti’siyle osuyla busuyla hayatımıza hızlı bir giriş, sıkıcı bir gelişme ve güçlü bir çıkış yaptığını söylemek yanlış olmaz diye tahmin ediyorum.

Her ne kadar senaryonun en başlarda vaadettiklerini dönem içerisinde vermese de, başlarken de dediğim gibi; Türkiye’de internet diziciliğini duyurması açısından, (bildiğim kadarıyla) ilk profesyonel internet dizisi olarak yeni bir sektörün temellerini atması açısından hatrını saymak lazım.

Türk dizisi izlemeyi Genco’da bırakmıştım. Fi ile geri başladım. Fi konulu ilk yazımdan da anlaşılabileceği gibi pek ciddiye alarak, seveceğimi düşünerek başladığım bir izleme değildi bu. Aksine sıkıcı, sıradan ve bayık olduğunu düşünmüştüm. Nitekim çoğu zaman da öyleydi. Aslında son 3 bölüm olmasaydı şu ana kadarki olumlu cümleleri de kurmazdım.

Sıradanlaştırılan ve hatta zaman zaman eğreti duran küfür rahatsız ediciydi. İspanyol, Hint ve Alman yapımlarında rastlayıp (Muhtemelen başka ülkelerde de vardır ama Amerikanlar ve İngilizler bunu pek fazla kullanmıyorlar gibi geldi) da sevmediğim bir yön olan izleyiciye detaylarca bilgi verme ihtiyacı burada da mevcuttu. Ben şahsen sevmiyorum. Sevenler olabilir. Sevenler sevsinler.

Bıdıbıdıbıdıbıdı olduğu için bıdıbıdıbıdıbıdıbıdı oluyor. O yüzden tek çare bıdıbıdıbdıbıdıbıdı yapmak… İstetistiklere göre bıdıbıdıbıdıbıdıbıdıbıdı

-ortamda bakışmalar ve onaylamalar-

Şeklindeki sahnelerden bahsediyorum. Yapmayın bunu. Hikayenin tüm doğallığını ve akıcılığını alıp götürüyor. Belgeselini yap bunun, isteyeni izlesin. Seyirciyi bulmuşken araya toplumsal mesaj sıkıştırayım kaygısı nedir?

aa ne kadar duyarsız bir blogcu!!

Yok tatlım o öyle değil. Sen toplumsal mesajını vermek istersen ver. Ama ben hikayede delik açıp oraya o sosyal mesajı verip üstünü alelacele kapatmandan bahsediyorum. Hikayenin 1 dakikasına sıkıştırdığın mesaj süper mi olur sence? Kurgusunu yap, sahnesini kur, akışa yerleştir, sırıtmasın, alttan alırız gene aynı mesajı. Şiir okuyan ilkokul çocuğu gibi kağıttan okuturmuşçasına bilgiye boğmak olmaz.

Aynı şeyi son bölümdeki bilet uygulaması reklamı için de söylemeliyim.

Daha başka reklamlar da oldu ama en net aklımda kalıp en çok sıkanların başında o geldiği için onu yazdım. O neydi ki öyle? Hemen indirdik o uygulamayı, kesin.

Son üç bölüm hatrına demiştim ya, aslında o sondan 3 önceki ve sondan 2 önceki bölümler olsa daha doğru ifade etmiş olurum kendimi. Son bölümde her şey yerli yerinde, her şey çok aşırı basit ve oldubittiye getirilmişti.

Böyle olduğunu düşünmeyenler için buraya bir adet başına dayadığı silah ateş alınca bacağından yaralanan Duru ve Toros Sediri’nin peşinden Toroslara giderek Sadık Murat Kolhan’ın saklandığı kulübeyi 100 metre bile yürümeden bulan bir adet Özge bırakıyorum. Yetti sanırım.

Özge lezbiyen değil miydi hem?

Her şeye rağmen eleştirsem de, harcanan emeği görmezden gelmek olmaz. Orada Afife’nin gerçekten sahnelenmesi, özel kostümler, sahne, dekorlar, kareografi, müzik ayarlanması gerçekten taktire şayandı. Saydırıp saydırıp da bunu söylemezsem emeğe ayıp olur. Diziden kopup Afife’nin içinde bulduk kendimizi. Kısa sürdü ne yazık ki. Müzikalini izlemek isterdim.

Çok genel anlamda fi’ye baktığımızda, içinde psikolojik travmalardan, sevgiden, tutkudan, sosyal mesajdan, aksiyondan, hırstan, entrikadan, herkesin hayatlarına üç beş bişey çıkarabileceği bir eser denilebilir.

İlk bölümlerde Freud’dan bahsedince heyecanlanmıştım ama süreç içerisinde bilgiye boğulmaya aç yönüm eksik kaldı… Onun yerine sahnelerdeki psikolojik travma mesajlarını keşfetme yönümü doyurdum. Cenin pozisyonları gibi şeyler.

Fi, bu coğrafyaların dizi tarihinde yer almayı hakeden bir öncü. Çok süper muhteşem bir öncü değil belki, ama bir öncü. Böyle profesyonel bir ekiple, yeni bir alana dalmak riskli bir hareketti. PR, kulaktan kulağa vesaire yöntemlerle güzel bir kitle edinerek bu sorunu aştılar ve örnek teşkil ettiler. Yeni internet dizilerinin önü açılacaktır, görüyoruz ki açıldı da.

Bir saat civarındaki süresi izlemek için idealdi. İzlediğim zamanı vakit kaybı olarak nitelendiremem, fena değildi. Maratonu yapmaya değmez, izlenecek hiçbişey yoksa başlanabilir. Bence öncelik sıralaması;

Daha beğendiğim diziler

Daha beğendiğim diziler

Designated Survivor (1. Sezon)

Fi

Master of None

Midnight, Texas

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *