Merhaba arkadaşlar mutfağıma hoşgeldiniz.

 

Designated Survivor bir başka komplolu Beyaz House dizisi. Amerikan Başkan’nın ulusa seslenişi sırasında bakanlardan birisi ne olur ne olmaz diye ayrı gizli bir yere götürülür, eğer bir saldırı bir bişey olup başkan ölürse, yeni başkan bu saklı yumurta olurmuş. Öyle de oluyor.

Tom Kirkman adındaki bu eski mimar, İmar ve İskan Bakanlığı gibi pek kaale alınmayan bir görevdeyken gerçekleşen meclis patlamasından sonra Amerikan Başkanı oluveriyor. E haliyle halk buna tepkili, yok sen başkan değilsin, tesadüfen oradasın, tırıvırısınlar falan havada uçuşuyor. E haliyle başroldeki bu kıymetli büyüğümüz de bunlara hem tek başına hem de ailesiyle ve sevenleriyle karşı koyup üstesinden gelmeye çalışıyor.

Netflix’in adeti olduğu üzere yok biz böyle çok eşitlikçiyiz teması burada da mevcut. Öyle ki dizinin esas karakterleri arasında Afro-Amerikan, Müslüman, Asyalı, Meksikalı, Amerikan, İngiliz falan renk renk çeşit çeşit etnik kimlik var.

 

-buradan sonrası ucundan spoilerlı karışık yorum-

Şu sıralar ikinci sezonu yayınlanmakta olan dizide oyunculukların tatmin ediciliği kadar senaryonun sığ ve yüzeysel oluşundan da bahsetmek gerek. Her ne kadar süper güzel bir başlangıç yasa da -bana göre- sonralara doğru sıkıcı banal bayık bir Amerikan komplo dizisinden pek ayırt edileiblir yanı kalmıyor. Yine de seve seve izlerim ama o da bu tarzı sevdiğimden.

Kötü kalpli Ruslar, antin kuntinci Müslüman devletler gibi Amerikan Horror klişeleri geçit töreni yapıyor adeta. Her bölümün sonunda kazanacak olan tarafı bilmek de sıkıcılaştırıyor diziyi.

Kirkman’ın her türlü sorunu ilahi dokunuşlarıyla çözmesi, tam sıvamak üzereyken birden halkın gözünde kahraman oluşları izleyiciye hakaret niteliğinde detaylar.

Komplo kısmına gelecek olursak, ortada güzel tasarlanmış bir komplo var. Hani sadece iç horrorcuları değil, içteki horrorcularla da yüzleştik mesajı vermeye çalışmış galiba. Bu tarz dizilerde her şeyin çok kolay olması rahatsız ediyor biraz da. Biraz zorlayın, biraz zorlaştırın, yollarına taş koyun, yapın işte bişeyler. Telefon sinyali lazım, hooop al burada. Olur mu öyle iş?

 

Dizinin sevdiğim yanlarından birisi de karakterlerle tek tek ilgilenmesi. Tek bir eksende dönse de, yan karakterler önemsizleştirilmemiş, yer yer hakettikleri değer ve önem gösterilmiş.

Özetle şunu söyleyeiblirim ki, sıkıntıdan bayıldığım, klişeden kustuğum yerleri de oldu, 5 bölüm arka arkaya izlediğim bölümler de.

Mutlaka bşalayın demiyorum ama öyle vakit geçirmelik bişeyler araıyorsanız bir deneyebilirsiniz.

 

Güzel günlerle.