Black Mirror 4. Sezon Değerlendirmesi



Öyleydi böyleydi derken, başlarda yadırgadığımız, hazmetmek ve kanıksamakta zorlandığımız, ancak şimdilerde onsuz olamadığımız Black Mirror’un 4. sezonunu da başımız gözümüz sağ tamamlamanın şerefine böyle bir sezon değerlendirme yazısı yazmak istedim.

Genel olarak sezona baktığımızda ilk bölümün çıkmasıyla birlikte mesela ekşisözlük‘te yoğun bir bombardıman başladı. USS Callister başlığı günlerce sol framedeki yerini korudu, millet Arkangel‘dan, Metalhead‘den, Hang the DJ‘den falan bahsetti. Tabii ki başlarda bunlara kayıtsız kalmak mecburiyetindeydim çünkü sezona başlayacak fırsatı henüz bulamamıştım.

Nihayet başladığımda, ilk bölüm olan USS Callister’ın beni yeterince tatmin edemeyişiyle hayal kırıklığına uğradığımı söylemem gerek. Bölüm içerisinde mantıksız bulduğum ve beni rahatsız eden birkaç detay vardı ve ne yazık ki onlara kapıldığımdan dolayı bölümün içine giremedim, dışarıdan seyrettim. Örneğin White Bear‘da bu böyle değildi, keza Black Museum‘da da.Evet ben de biliyorum ana fikrin DNA ile hafıza aktarımı olmadığını, silik bir karakterin varoluş sancısını o şekilde bastırmasının aktarılmaya çalışıldığını ama gel gör ki olmuyor, olamıyor. Neyse, çok spoilera girmedim sanırım. Girmemişimdir.



Buradan sonraki bölümlerde spoiler dozunu artıracağım. Sezonu bitirmediyseniz okumayı şimdi bırakıp, bitirince tekrar geliniz.

Arkangel bölümü, başından sonunu kestirebileceğimiz bir bölümdü. Değil miydi yani? O neydi öyle? Tamam konu güzel, güzel de işlenmiş. İyi aktarılmış, sebep-sonuç ağları hoş. Köpek detayını beğendim, çocukların cep telefonu ve tablet kullanımının sebep olacabileceklerini, kontrolsüz bir şekilde internete eriştiklerinde kendilerini hangi mecralarda bulabileceklerini izleyicinin gözüne sokmadan, alttan alta düşündürerek zerketmiş. Ancak bu güzelliklerin yanında, Hayatı boyunca 50’nin üzerinde film seyretmiş olan herkesin bölümün başından, bölümün sonunda olacakları kestirebildiğini söylemek de yanlış olmaz sanırım. Hoş detaylı, kötü kurgulu bir bölümdü kısacası.

lead_960



Crocodile bölümüne gelelim. Tek kelimeyle çarpıcı. Bu bölümü izleyip gerilmeyen, heyecanlanmayan, tekdüze bulan var mı acaba? Aslında bölüm genel hatlarıyla tekdüze. Durağan bir hikaye anlatılıyor, aksiyon yok, atraksiyon yok, olaylar soğukkanlılıkla ve kararlılıkla gerçekleştiriliyor. Farklı karakterlerin bakışlarından aktarılması, bölümün çarpıcılığını artırmış bana göre. İster istemez tüm taraflarla empati kurmaya çalışıyorsunuz. Bir yanınız sevinirken bir yanınız “keşke böyle olmasaydı”larda buluyor kendini. Nerden nereye işte. Bölümde canımı sıkan mevzu kadının her eylemini rahatlıkla gerçekleştirmesi, pek bir karşı koymayla karşılaşmaması. Bu kısım sanki gerçek hayatı senaryoya uydurma çabasıymış gibi yalnızca. Psikolojik gerilimini sevdim.

Hang the DJ kap sevgiliyi izle. Bazı soruları havada bıraksa da güzel bölüm. Mesela nasıl bir uygulamadır ki bardayken simulasyona girebiliyorsun ve hangi teknolojik altyapıyla mekandaki veya ağdaki diğer potansiyellerden sıyrılıp bir kişiyle 1000 denemenin 998’inde beklenen sonucu verdiğini söylüyorsun? O esnada başkalarıyla da mı denemeler yapıyordu acaba? Mesela ne bileyim Emilie diye birisiyle 688’de mi kaldı da 998 yaptığına selam çaktı bilemiyoruz. Tek bildiğimiz hoş bir eğlencelik, güzel ve de romantik bir bölüm. San Juniper kıvamında ama daha düz. İçine çekiyor ama bir Black Mirror bölümü olarak değil, duygusal yalnızlığı ve arayışları anlatan hoş bir psikolojik-duygusal film olarak.

BlackMirror_S4_MetalHead_00317_V1.0

Metalhead sevip sevmemekte kararsız kaldığım tek bölüm. Diğerlerinden daha sığ daha vasat, daha kurgusuz görünse de, şey gibi, The Shining‘deki koridorda bisiklet sürme sahnesi. Bişeyler oluyor, insanı geriyor ama kurgusal olarak fazla bişey beklemeyin. Bölümün siyah beyaz çekilmesinin sebebini bol kanlı bir bölüm olmasına yordum. Sebep bu oladabilir olmayadabilir.

Ayrıca bu bölümü izlerken Boston Dynamics‘i anmayan bizden değildir. Sonundaki kutudaki oyuncak ayıların olaya duygusallık katacağını düşünmüşlerse gerçekten üzülürüm çünkü klişe duvarına bir tuğla daha eklemekten başka bir işlevi olmadı. White Bear göndermesiyse çok ufak bir kırıntı olabilir yalnızca, ama sub-atomik.


BM_S4_BM

Black Museum… Bence en çok bunu sevdik. Ben sevdim yani. Bir bölüme 3 bölümlük malzeme sıkıştırmışlar, zorlarsan 4 bile olabilir hatta. Başarılı, sorgulatan, düşündüren, üzen, sevindiren, intikamın tatlı hazzını, katarsisin erişilmez zevkini tattıran bir bölüm. Tam bir Black Mirror bölümü. Bu tarz bir intikam kurgusu yeni değil evet, bunu kabul etmek lazım. Konuyu işleyişiyle üstesinden geldiğini düşünüyorum. Akıcı hikayesi ve destekleyici ara hikayeleri, kurgudaki alışılmışlığın üzerini örttü. İki karakterden birisinin kurban olacağını tahmin ederek izlesek bile, güzel bir neden-sonuç kullanarak bunu da doğallaştırdılar. Aferin onlara. Black Mirror tarihine göndermeleri yakaldık heralde değil mi? O kadar da olsun yani. Güzel bir bölümdü diyebiliriz sanırım. Benim sıralamamda tüm bölümler içinde ilk 3’ü zorlar.



Genel hatlarıyla, yıllık Black Mirror dozumuzu karşılayan bir sezon olduğunu düşünüyorum. Son derece memnun ve huzurlu bir şekilde sezon finalimi yaptım ve gelecek sezona gözümü diktim. Bu arada Black Mirror’un 5. sezon için onay aldığını duymuştunuz değil mi?

sevindik.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *